Gündem

12. Yargı Paketi Nedir? 12. Yargı Paketi İnfaz Düzenlemesi, Af Var mı, Son Durum (2026 Güncel)

Son Güncelleme: 6 Ocak 2026

Bu içerik, 12. Yargı Paketi’ne ilişkin kamuoyuna yansıyan resmî açıklamalar ve taslak bilgiler esas alınarak güncellenmektedir.

12 Yargı Paketi nedir, infaz düzenlemesi var mı, af iddiaları doğru mu? 2026 yeni yargı paketi son durum, kapsam ve hukuki değerlendirme burada. Mevcut durumda 12. Yargı Paketi kapsamında yürürlüğe girmiş bir af veya infaz düzenlemesi bulunmamaktadır.

12. Yargı Paketi Nedir?

12. Yargı Paketi, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen ve Türkiye’de yargı sisteminin işleyişine ilişkin çok sayıda alanda değişiklik öngören yeni bir yargı reformu paketidir. Henüz kanunlaşmış bir metin olmayıp, kamuoyuna yansıyan bilgiler itibarıyla taslak ve hazırlık aşamasında bulunan bir düzenleme setini ifade eder. Bu nedenle 12. Yargı Paketi hakkında yapılan değerlendirmelerin, yürürlükteki mevzuat değil; planlanan ve öngörülen düzenlemeler çerçevesinde ele alınması gerekir.

Yargı paketleri, Türk hukuk sisteminde genellikle birden fazla kanunda değişiklik yapan “torba düzenlemeler” şeklinde hazırlanır. 12. Yargı Paketi de bu yönüyle, ceza hukuku, ceza muhakemesi hukuku, infaz hukuku ve kısmen hukuk yargılamasına ilişkin alanlarda usul ve uygulamayı etkileyecek hükümler içermesi beklenen kapsamlı bir çalışmadır. Önceki yargı paketlerinde olduğu gibi temel amaç; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, infaz sistemindeki tartışmalı alanların yeniden düzenlenmesi ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesidir.

Kamuoyunda 12. Yargı Paketi denildiğinde ilk olarak infaz düzenlemesi ve “af” iddiaları gündeme gelse de, paketin yalnızca ceza infazına odaklanan bir metin olmadığı özellikle vurgulanmalıdır. Mevcut bilgiler, 12. Yargı Paketi’nin; tutuklama tedbirleri, denetimli serbestlik uygulamaları, şartlı tahliye sistemi ve yargılamaların hızlandırılmasına yönelik bazı usul hükümleri üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir. Ancak bu düzenlemelerin kapsamı ve nihai şekli, teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmasıyla netlik kazanacaktır.

Bu noktada altı çizilmesi gereken en önemli husus şudur: 12. Yargı Paketi henüz yürürlükte olan bir kanun değildir. Dolayısıyla “kesin çıktı”, “kesin af geldi” veya “herkesi kapsıyor” şeklindeki söylemler hukuki karşılığı olmayan, erken ve yanıltıcı yorumlardır. Sağlıklı bir değerlendirme ancak resmi teklif metni yayımlandığında ve Meclis süreci tamamlandığında yapılabilecektir.

12. Yargı Paketi Ne Zaman Çıkacak?

12. Yargı Paketi’nin ne zaman çıkacağı sorusu, şu an itibarıyla kesin bir tarih verilmesi mümkün olmayan konuların başında gelmektedir. Bunun temel nedeni, paketin henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş bir kanun teklifi niteliği kazanmamış olmasıdır. Mevcut aşamada kamuoyuna yansıyan bilgiler; Adalet Bakanlığı bünyesinde yapılan hazırlıklar, teknik çalışmalar ve siyasi değerlendirmeler çerçevesindedir.

Türk yasama sisteminde bir düzenlemenin “çıktı” olarak kabul edilebilmesi için; teklifin TBMM’ye sunulması, ilgili komisyonlarda görüşülmesi, Genel Kurul’da kabul edilmesi ve Resmî Gazete’de yayımlanması gerekir. 12. Yargı Paketi, bu aşamaların henüz ilk basamağında dahi bulunmadığından, tarih üzerinden yapılan yorumlar hukuken bağlayıcı değildir.

Uygulamada yargı paketleri çoğu zaman kamuoyunda tartışılmaya başlandıktan sonra Meclis gündemine alınmakta, ancak komisyon ve Genel Kurul sürecinde ciddi değişikliklere uğrayabilmektedir. Daha önceki yargı paketlerinde de görüldüğü üzere, taslak aşamasında yer alan bazı düzenlemeler tamamen metinden çıkarılabilmekte, bazı maddeler ise kapsamı daraltılarak veya genişletilerek kabul edilmektedir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi bakımından “şu tarihte yürürlüğe girecek” şeklindeki ifadeler hukuki gerçeklikle bağdaşmaz.

Kamuoyunda sıkça dile getirilen beklenti, 12. Yargı Paketi’nin 2026 yılı içerisinde yasama gündemine alınabileceği yönündedir. Ancak bu beklenti, bir öngörüden ibarettir. Meclis’in çalışma takvimi, siyasi öncelikler ve paket içeriğine ilişkin uzlaşı düzeyi, sürecin hızını doğrudan etkileyecektir. Özellikle infaz düzenlemesi gibi toplumsal etkisi yüksek başlıklarda, yasa koyucunun daha temkinli hareket ettiği bilinmektedir.

Bu aşamada yapılması gereken; 12. Yargı Paketi’ni kesinleşmiş bir düzenleme gibi değil, hukuki sonuçları ileride doğabilecek bir reform taslağı olarak değerlendirmektir. Vatandaşlar ve uygulayıcılar açısından sağlıklı yaklaşım, Resmî Gazete’de yayımlanmış bir kanun metni olmaksızın kişisel durumlar üzerinden beklenti oluşturmaktan kaçınmaktır.

12 . yargı paketi - 2026 kapsamlı rehber

12. Yargı Paketinin Amacı Nedir?

12. Yargı Paketi, gerek gerekçesi gerekse kamuoyuna yansıyan hazırlık notları itibarıyla, Türk yargı sisteminde uzun süredir tartışılan yapısal sorunlara müdahale etmeyi amaçlayan bir reform paketi olarak kurgulanmaktadır. Paketle hedeflenen, tek bir alana özgü sınırlı bir değişiklik değil; yargılamanın bütününü etkileyen bazı temel başlıklarda dengeleyici ve hızlandırıcı düzenlemeler yapılmasıdır.

Öncelikle vurgulanmalıdır ki 12. Yargı Paketi’nin temel amacı, “cezaları hafifletmek” ya da “toplu bir tahliye sağlamak” değildir. Asıl hedef; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, tutuklama tedbirinin istisnai niteliğinin güçlendirilmesi ve infaz sisteminde uygulamadan kaynaklanan eşitsizliklerin azaltılmasıdır. Bu yönüyle paket, cezadan ziyade usul ve infaz rejimi ekseninde şekillenmektedir.

Hazırlık sürecine ilişkin açıklamalar incelendiğinde, 12. Yargı Paketi ile özellikle üç temel soruna odaklanıldığı görülmektedir. Bunlardan ilki, ceza ve hukuk yargılamalarında uzayan dava süreleridir. Yargılama süresinin uzaması, hem adil yargılanma hakkını zedelemekte hem de toplumda yargıya olan güveni sarsmaktadır. Paket kapsamında, bazı usul işlemlerinin sadeleştirilmesi ve yargılamayı hızlandıracak mekanizmaların güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

İkinci temel hedef, tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun şekilde uygulanmasıdır. Mevcut uygulamada tutuklama, zaman zaman fiili bir cezalandırma aracına dönüşebilmekte; uzun tutukluluk süreleri telafisi güç hak ihlallerine yol açabilmektedir. 12. Yargı Paketi’nin bu noktada, tutuklama yerine alternatif koruma tedbirlerinin daha etkin kullanılmasını teşvik eden bir yaklaşım benimsediği anlaşılmaktadır.

Üçüncü ve kamuoyunda en çok tartışılan amaç ise infaz sisteminde denge sağlanmasıdır. Farklı tarihlerde yürürlüğe giren infaz düzenlemeleri nedeniyle benzer suçlar bakımından farklı sonuçlar doğması, eşitlik ilkesine ilişkin eleştirileri beraberinde getirmiştir. 12. Yargı Paketi ile bu dağınık yapının belirli ölçüde toparlanması ve infaz rejiminde öngörülebilirliğin artırılması hedeflenmektedir.

Bu çerçevede 12. Yargı Paketi, yalnızca mahkûmlar veya sanıklar açısından değil; mağdurlar, avukatlar ve yargı mensupları bakımından da sistemin daha sağlıklı işlemesini amaçlayan bir reform girişimi olarak değerlendirilmelidir. Ancak bu hedeflerin ne ölçüde hayata geçirileceği, düzenlemelerin nihai metninde yer alacak hükümlere ve uygulamadaki yansımalarına bağlı olacaktır.

12. Yargı Paketi İnfaz Düzenlemesi Getiriyor mu?

12. Yargı Paketi infaz düzenlemesi getirip getirmediği, kamuoyunda en fazla tartışılan ve aynı zamanda en fazla yanlış bilginin dolaşıma girdiği konuların başında gelmektedir. Mevcut veriler ışığında açıkça ifade edilmelidir ki; 12. Yargı Paketi kapsamında infaz rejimine ilişkin bazı değişikliklerin gündemde olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu durum, her hükümlüyü kapsayan genel ve otomatik bir düzenleme anlamına gelmemektedir.

Önceki infaz düzenlemelerinde olduğu gibi, 12. Yargı Paketi’nde de yasa koyucunun yaklaşımı seçici ve sınırlı bir çerçeveye dayanmaktadır. Amaç, cezanın infazını tamamen ortadan kaldırmak değil; infaz sürecinin ölçülülük, eşitlik ve bireyselleştirme ilkelerine daha uygun hâle getirilmesidir. Bu nedenle “herkese tahliye”, “toplu salıverme” veya “genel af” gibi ifadeler hukuki gerçekliği yansıtmamaktadır.

Kulis bilgileri ve taslak değerlendirmeleri dikkate alındığında, 12. Yargı Paketi infaz düzenlemesi bakımından aşağıdaki başlıkların öne çıktığı görülmektedir:

Düzenleme AlanıMevcut Durum12. Yargı Paketi ile Gündeme Gelen İhtimaller
Şartlı TahliyeCezanın belirli oranının infazı sonrasıBazı suçlar bakımından oranların yeniden değerlendirilmesi
Denetimli SerbestlikSon dönemlerde süre daraltıldıBelirli koşullarda sürenin genişletilmesi tartışılıyor
Elektronik KelepçeSınırlı ve istisnaiAlternatif infaz yöntemi olarak daha yaygın kullanım
Tutukluluk – İnfaz DengesiUzun tutukluluk eleştiriliyorTutuklama yerine kontrollü infaz modelleri
İnfazda Eşitlik SorunuTarihe göre farklı uygulamalarBenzer dosyalar için daha dengeli yapı hedefi

Bu tablo açıkça göstermektedir ki, 12. Yargı Paketi infaz düzenlemesi, mutlak ve otomatik sonuçlar doğuran bir yapıdan ziyade; belirli şartlara bağlı, sınırlı ve kontrollü bir sistem öngörmektedir. Özellikle suç türü, ceza miktarı, infaz süresinin ne kadarının tamamlandığı ve hükümlünün kişisel durumu gibi kriterlerin belirleyici olacağı anlaşılmaktadır.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir husus vardır: infaz düzenlemesi ile af kavramı hukuken aynı şey değildir. İnfaz rejiminde yapılan değişiklikler, mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırmaz; sadece cezanın nasıl ve hangi koşullarda infaz edileceğini düzenler. 12. Yargı Paketi bağlamında gündeme gelen düzenlemeler de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi infaz düzenlemesi içerebilir; ancak bu düzenlemelerin kapsamı dar, suç bazlı ve koşula bağlı olacaktır. Nihai tabloyu belirleyecek olan, teklif metninin Meclis’e sunulması ve kabul edilen maddelerin Resmî Gazete’de yayımlanmasıdır.

12. Yargı Paketi Af Getiriyor mu? (En Çok Sorulan Soru)

12. Yargı Paketi af getiriyor mu? sorusu, sürecin başından bu yana kamuoyunda en çok dile getirilen ve aynı zamanda en fazla yanlış anlamaya konu olan başlıktır. Bu noktada hukuki açıdan net bir ayrım yapılması zorunludur. Mevcut bilgiler ve resmî açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde, 12. Yargı Paketi bir genel af düzenlemesi içermemektedir.

Türk hukukunda “af” kavramı, sonuçları itibarıyla son derece ağır ve istisnai bir düzenlemedir. Genel af, mahkûmiyet hükmünü ve cezai sonuçları ortadan kaldırır; özel af ise cezanın infazını etkiler ancak mahkûmiyet hükmünü korur. Bu tür düzenlemeler, Anayasa’nın 87. maddesi gereğince nitelikli çoğunlukla kabul edilmek zorundadır. 12. Yargı Paketi bakımından gündeme gelen düzenlemeler ise bu anayasal çerçevede bir “af” niteliği taşımamaktadır.

Kamuoyunda af algısının oluşmasının temel nedeni, infaz süresine ilişkin olası değişikliklerin yanlış yorumlanmasıdır. İnfaz rejiminde yapılacak bir düzenleme; cezanın kaldırılması değil, cezanın hangi koşullarda ve ne şekilde infaz edileceğine ilişkindir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi kapsamında tartışılan hususlar, hukuken “af” değil, infaz hukukuna dair teknik düzenlemeler olarak değerlendirilmelidir.


Bu ayrımı daha net ortaya koymak için tablo halinde özetlemek gerekir:

KavramHukuki Sonuç12. Yargı Paketi ile İlişkisi
Genel AfSuç ve ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar❌ Gündemde değil
Özel AfCeza indirimi veya infazın kaldırılması❌ Açık şekilde yer almıyor
İnfaz DüzenlemesiCezanın infaz usulü değişir✔️ Tartışılan asıl konu
Denetimli SerbestlikKontrollü infaz yöntemi✔️ Olası düzenleme alanı

Görüldüğü üzere, 12. Yargı Paketi bağlamında gündeme gelen düzenlemeler, af kavramının hukuki karşılığını oluşturmamaktadır. Buna rağmen “af geliyor” söyleminin yaygınlaşmasının nedeni; beklenti, kulis bilgileri ve sosyal medyada dolaşıma sokulan teyitsiz iddialardır. Hukuk devleti ilkesinde, Resmî Gazete’de yayımlanmayan bir metnin hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.

Bu nedenle gerek hükümlüler gerekse yakınları açısından en sağlıklı yaklaşım, 12. Yargı Paketi’ni kesinleşmiş bir af düzenlemesi gibi değerlendirmemek ve kişisel durumlar üzerinden erken beklenti oluşturmaktan kaçınmaktır. Yanıltıcı bilgiler, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına ve yanlış hukuki adımlara neden olabilmektedir.

12. Yargı Paketinde Hangi Suçlar Kapsam Dışında?

12. Yargı Paketi kapsamında gündeme gelen infaz ve usul düzenlemeleri bakımından en kritik noktalardan biri, kapsam dışı bırakılacak suç tipleridir. Yasa koyucunun bu alandaki yaklaşımı, önceki yargı paketlerinde olduğu gibi toplumsal hassasiyeti yüksek suçlar bakımından açık bir dışlama yönündedir. Mevcut taslak değerlendirmeleri ve kamuoyuna yansıyan bilgiler, 12. Yargı Paketi’nin bu çizgiyi koruduğunu göstermektedir.

Öncelikle belirtilmelidir ki, infaz düzenlemeleri bakımından her suç tipi aynı hukuki rejime tabi tutulmamaktadır. Suçun niteliği, mağdur üzerindeki etkisi ve kamu düzenine yönelik tehlike düzeyi, kapsam belirlemede temel ölçütlerdir. Bu çerçevede, ağır ve toplum vicdanını doğrudan ilgilendiren suçlar bakımından herhangi bir iyileştirme öngörülmemektedir.

Aşağıdaki tabloda, 12. Yargı Paketi kapsamında kapsam dışında kalması öngörülen suç grupları özetlenmiştir:

Suç TürüKapsam DurumuHukuki Gerekçe
Kasten ÖldürmeKapsam dışıToplum güvenliği ve mağdur hakları
Cinsel Dokunulmazlığa Karşı SuçlarKapsam dışıMağdurun korunması, caydırıcılık
Kadına Karşı Şiddet SuçlarıKapsam dışıİstanbul Sözleşmesi sonrası iç hukuk yaklaşımı
Terör SuçlarıKapsam dışıDevletin güvenliği
Örgütlü SuçlarKapsam dışıKamu düzeni ve süreklilik riski
Uyuşturucu Ticareti (Nitelikli Haller)Büyük ölçüde kapsam dışıToplumsal zarar ve yayılma riski

Bu tablo açıkça ortaya koymaktadır ki, 12. Yargı Paketi’nin infaz düzenlemeleri seçici bir yapıya sahiptir. Özellikle cinsel suçlar ve kadına yönelik şiddet fiilleri bakımından, yasa koyucunun son yıllarda izlediği katı ve istisnasız yaklaşımın bu pakette de devam ettiği görülmektedir. Bu suçlar bakımından herhangi bir infaz indirimi ya da genişletilmiş denetimli serbestlik uygulamasının gündeme gelmesi beklenmemektedir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan yanlış algılardan biri, “paket çıkarsa herkes yararlanır” düşüncesidir. Oysa yargı paketlerinin tamamında olduğu gibi, 12. Yargı Paketi de suç bazlı ayrım esasına dayanmaktadır. Aynı ceza süresine sahip iki farklı hükümlü, yalnızca işlenen suçun niteliği nedeniyle tamamen farklı infaz rejimlerine tabi olabilmektedir. Bu durum, hukuken eşitlik ilkesine aykırılık değil; cezanın bireyselleştirilmesi ilkesinin bir sonucudur.

Bu başlık altında özellikle vurgulanması gereken husus şudur: kapsam dışı bırakılan suçlar bakımından beklenti oluşturmak, hukuki gerçeklikle bağdaşmaz. Bu tür dosyalar açısından 12. Yargı Paketi’nin bir “çözüm” üretmesi söz konusu değildir.

Tutukluluk Tedbiri ve Alternatif Koruma Önlemleri

12. Yargı Paketi kapsamında üzerinde durulan bir diğer önemli alan, tutukluluk tedbirinin uygulanma biçimi ve bu tedbire alternatif olabilecek koruma önlemleridir. Uygulamada tutuklama, ceza muhakemesinin istisnai bir aracı olmasına rağmen zaman zaman fiilî bir cezalandırma sonucunu doğuracak şekilde kullanılabilmektedir. Paketle hedeflenen temel yaklaşım, bu sorunun yapısal olarak ele alınmasıdır.

Ceza muhakemesinde tutuklama; kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali ve suçun niteliği gibi sebeplere dayanan geçici bir koruma tedbiridir. Ancak özellikle uzun süren yargılamalarda, tutukluluk süresinin cezanın kendisini aşacak boyutlara ulaşması, adil yargılanma hakkı bakımından ciddi eleştirilere neden olmaktadır. 12. Yargı Paketi’nin bu noktada, tutuklamanın son çare olma niteliğini güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.

Taslak çalışmalara yansıyan değerlendirmelere göre, 12. Yargı Paketi ile tutuklama yerine uygulanabilecek alternatif tedbirlerin daha etkin hâle getirilmesi gündemdedir. Bu yaklaşım, hem kişi özgürlüğünün korunmasını hem de yargılamanın sağlıklı şekilde yürütülmesini hedeflemektedir. Özellikle belirli suç tipleri ve ceza sınırları bakımından, tutuklama yerine kontrollü serbestlik modellerinin tercih edilmesi planlanmaktadır.

Bu kapsamda öne çıkan başlıca tedbirler aşağıdaki tabloda özetlenebilir:

Koruma TedbiriMevcut Uygulama12. Yargı Paketi ile Beklenen Yaklaşım
Adli KontrolSınırlı ve ikincilDaha geniş ve öncelikli uygulama
Yurt Dışı Çıkış YasağıSıklıkla kullanılıyorTutuklamaya alternatif olarak güçlendirme
İmza YükümlülüğüStandart tedbirDijital takip ile etkinleştirme
Elektronik KelepçeİstisnaiKontrollü serbestlikte yaygınlaştırma
Teminat (Güvence)Uygulamada sınırlıEkonomik duruma göre etkin kullanım

Bu tablo, 12. Yargı Paketi’nin tutukluluk konusundaki yaklaşımının serbest bırakma odaklı değil, denetim odaklı olduğunu göstermektedir. Amaç, sanığın yargılamadan kaçmasını engellerken, özgürlüğü gereksiz yere kısıtlamamaktır. Bu yaklaşım, hem Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği ilkesine hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına daha uyumlu bir çerçeve sunmaktadır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Tutuklama tedbirinin sınırlandırılması, her dosyada otomatik bir serbest bırakma sonucunu doğurmaz. Suçun niteliği, delil durumu ve somut olayın özellikleri her hâlükârda hâkimin takdirinde olmaya devam edecektir. 12. Yargı Paketi, bu takdiri ortadan kaldıran değil; ölçülülük ilkesini güçlendiren bir yaklaşım getirmeyi hedeflemektedir.

Avukatlar ve Uygulayıcılar Açısından 12. Yargı Paketi

12. Yargı Paketi, yalnızca sanık veya hükümlüler bakımından değil; avukatlar, hâkimler ve savcılar açısından da doğrudan sonuçlar doğurabilecek düzenlemeler içermesi bakımından önem taşımaktadır. Özellikle savunma hakkının etkin kullanımı, dosyaya erişim ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması başlıkları, uygulayıcılar açısından paketin en kritik yönlerini oluşturmaktadır.

Mevcut uygulamada, savunma hakkının kullanımı bakımından en sık karşılaşılan sorunlardan biri, dosyaya erişimde yaşanan kısıtlamalar ve yargılamanın gereksiz yere uzamasıdır. Uzun süren soruşturma ve kovuşturma süreçleri, hem müvekkil ile avukat arasındaki hukuki ilişkinin sağlıklı yürütülmesini zorlaştırmakta hem de yargılamanın etkinliğini azaltmaktadır. 12. Yargı Paketi ile bu sorunların, en azından belirli ölçüde, giderilmesi hedeflenmektedir.

Taslak değerlendirmelere bakıldığında, 12. Yargı Paketi’nin savunma makamını yargılamanın asli unsuru olarak daha görünür hâle getirmeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Avukatın dosyaya zamanında ve eksiksiz erişebilmesi, delillerin tartışılmasında daha aktif rol alabilmesi ve tutuklama gibi ağır tedbirlerde savunmanın etkinliğinin artırılması, paketin öne çıkan hedefleri arasındadır.

Bu kapsamda avukatlık pratiğini doğrudan ilgilendiren başlıca başlıklar aşağıdaki tabloda özetlenebilir:

Uygulama AlanıMevcut Durum12. Yargı Paketi ile Beklenen Etki
Dosyaya ErişimSoruşturma aşamasında sınırlıSavunma hakkını güçlendiren erişim
Tutuklama KararlarıGerekçeler çoğu zaman standartGerekçelendirme yükünün artırılması
Adli Kontrol Kararlarıİkincil tedbirTutuklamaya gerçek alternatif
Yargılama SüreleriUzun ve öngörülemezSürelerin kısaltılması hedefi
Savunmanın EtkinliğiUygulamada zayıflayabiliyorDaha dengeli yargılama süreci

Avukatlar açısından 12. Yargı Paketi’nin en önemli sonucu, savunmanın güçlenmesi ihtimali kadar, uygulamada ortaya çıkabilecek yeni sorunların da yakından takip edilmesi gerekliliğidir. Zira her yargı paketi, teorik olarak olumlu hedefler taşısa da, uygulamada farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle infaz ve tutukluluk alanında yapılacak değişikliklerin, savunma stratejilerinin yeniden şekillenmesini gerektireceği açıktır.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, 12. Yargı Paketi’nin avukatlara yeni haklar tanımasının yanında yeni sorumluluklar da yükleyebilecek olmasıdır. Değişen infaz rejimi, alternatif tedbirler ve denetimli serbestlik uygulamaları, avukatın dosyayı daha yakından takip etmesini ve müvekkilini doğru yönlendirmesini zorunlu kılacaktır.

12. Yargı Paketi’ne Yönelik Eleştiriler ve Olası Riskler

12. Yargı Paketi, hedeflediği reform alanları itibarıyla geniş bir çerçeve sunsa da, taslak aşamasından itibaren çeşitli hukuki ve pratik eleştirilere konu olmaktadır. Bu eleştirilerin önemli bir kısmı, paketin içeriğinden ziyade uygulamada nasıl hayata geçirileceği noktasında yoğunlaşmaktadır. Türk hukuk pratiğinde, iyi niyetle hazırlanan düzenlemelerin uygulamada beklenen sonucu vermediğine dair çok sayıda örnek bulunmaktadır.

İlk eleştiri, infaz ve tutukluluk alanında yapılması planlanan düzenlemelerin yargıdaki iş yükünü fiilen azaltıp azaltmayacağı sorusudur. Tutuklama yerine adli kontrol ve alternatif tedbirlerin yaygınlaştırılması, teoride kişi özgürlüğünü koruyucu bir yaklaşım olmakla birlikte; uygulamada bu tedbirlerin etkin şekilde denetlenmemesi hâlinde, kamu güvenliği ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesi bakımından yeni sorunlar doğurabilir.

Bir diğer önemli eleştiri noktası, beklenti yönetimi konusudur. 12. Yargı Paketi, özellikle infaz düzenlemesi başlığı altında, kamuoyunda ciddi beklentiler oluşturmuştur. Ancak kapsamın dar tutulması ve ağır suçların büyük ölçüde paket dışında bırakılması, düzenleme yürürlüğe girdiğinde toplumsal hayal kırıklığı riskini beraberinde getirmektedir. Bu durum, yargı reformlarına duyulan güveni de dolaylı olarak zedeleyebilmektedir.

Ayrıca, infaz rejiminde yapılacak değişikliklerin eşitlik ilkesini gerçekten sağlayıp sağlamayacağı da tartışmalıdır. Önceki düzenlemelerde olduğu gibi, farklı tarihlerde yürürlüğe giren infaz hükümleri nedeniyle benzer suçlardan hüküm giymiş kişiler arasında farklı sonuçlar doğması ihtimali, 12. Yargı Paketi bakımından da tamamen ortadan kalkmış değildir. Bu durum, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından dikkatle ele alınmalıdır.

Uygulayıcılar bakımından dile getirilen bir diğer risk ise, yeni düzenlemelerin yeterli altyapı ve personel desteği olmaksızın hayata geçirilmesidir. Elektronik kelepçe, adli kontrol ve denetimli serbestlik gibi tedbirlerin etkinliği, yalnızca kanun metniyle değil; denetim mekanizmalarının gücüyle doğrudan ilişkilidir. Aksi hâlde, düzenleme kâğıt üzerinde kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

Sonuç: 12. Yargı Paketi Gerçekten Bir Reform mu?

Tüm bu değerlendirmeler ışığında 12. Yargı Paketi, Türk yargı sisteminde uzun süredir tartışılan bazı temel sorunlara çözüm üretme iddiası taşıyan önemli bir girişimdir. Yargılamaların hızlandırılması, tutukluluğun istisnai hâle getirilmesi ve infaz rejiminde daha dengeli bir yapı kurulması hedefleri, hukuk devleti ilkesiyle uyumlu amaçlar olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte, 12. Yargı Paketi’nin gerçek anlamda bir reform niteliği taşıyıp taşımayacağı; kanun metninin nihai hâline, Meclis sürecinde yapılacak değişikliklere ve en önemlisi uygulamadaki yansımalarına bağlı olacaktır. Hukuk pratiğinde esas olan, düzenlemenin lafzı kadar, hatta çoğu zaman ondan daha fazla, nasıl uygulandığıdır.

Bu nedenle 12. Yargı Paketi, kesinleşmiş sonuçlar üzerinden değil; temkinli bir iyimserlik çerçevesinde değerlendirilmelidir. Vatandaşlar açısından aceleci beklentiler oluşturmak yerine, sürecin hukuki zeminde ve resmî kaynaklar üzerinden takip edilmesi en sağlıklı yaklaşımdır. Avukatlar ve uygulayıcılar bakımından ise, olası değişikliklere karşı hazırlıklı olmak ve savunma stratejilerini bu doğrultuda güncellemek kaçınılmazdır.

Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi, tek başına tüm sorunları çözecek sihirli bir düzenleme değildir. Ancak doğru hazırlanır, dengeli uygulanır ve hukuk devleti ilkelerinden sapılmadan hayata geçirilirse, yargı sisteminin belirli alanlarında olumlu etkiler doğurma potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise, zaman ve uygulama gösterecektir.

11. yargı paketini okumak için tıklayınız

Avukat Gökhan Yağmur Kimdir?

Av. Gökhan Yağmur, İstanbul merkezli olarak faaliyet gösteren, ceza hukuku, aile hukuku, ticaret hukuku ve fikri mülkiyet hukuku alanlarında uzmanlaşmış bir avukattır. Uzun yıllara dayanan mesleki deneyimiyle birlikte yalnızca dava ve uyuşmazlıkların çözümünde değil, aynı zamanda önleyici hukuk danışmanlığı, sözleşme yönetimi ve şirketlere stratejik hukuki destek sunmaktadır.

Ceza yargılamaları, boşanma ve velayet davaları, ticari uyuşmazlıklar ve marka–patent süreçlerinde müvekkillerine etkin savunma ve çözüm odaklı yaklaşımıyla hizmet vermektedir. Ayrıca TÜRKPATENT, USPTO ve EUIPO nezdinde marka tescili ve fikri mülkiyet koruması konularında hem yerli hem de yabancı müvekkillere danışmanlık sağlamaktadır. – Turkey Brand Law

Kurucusu olduğu Hukuk Plus, HukukBankasi.net ve diğer dijital projeleriyle hukuk öğrencileri, stajyer avukatlar ve meslektaşlara yönelik özgün bir ekosistem geliştirmiştir. Bu sayede hukuk bilgisinin paylaşımı, güncel içtihatların takibi ve mesleki dayanışmanın güçlenmesine katkı sunmaktadır.

Av. Gökhan Yağmur, girişimci vizyonu ile yalnızca klasik avukatlık hizmeti sunmakla kalmayıp; marka yönetimi, e-ticaret hukuku, uluslararası şirket danışmanlığı ve dijital hukuk çözümleri alanlarında da fark yaratan çalışmalara imza atmaktadır.

Daha fazla bilgi için:
📌 www.gokhanyagmur.com
📌 www.gokhanyagmur.com.tr
📞 0542 157 06 34

Commutes and Destinations Map

Yolculuk Süresini Hesaplayın

Yakındaki yerler için seyahat süresini ve yol tariflerini görün


Av. Gökhan Yağmur

Avukat Gökhan Yağmur, bireylerin ve şirketlerin hukuki sorunlarına çözüm üretmek amacıyla faaliyet gösteren, dinamik ve deneyimli bir hukukçudur. İstanbul Barosu’na kayıtlı olan Av. Gökhan Yağmur, özellikle ceza hukuku, aile hukuku, iş hukuku, icra ve iflas hukuku, ticaret hukuku ve gayrimenkul hukuku alanlarında geniş bir dava pratiğine sahiptir. Mesleki kariyerine başladığı günden bu yana müvekkillerinin hak ve menfaatlerini titizlikle korumayı ilke edinen Gökhan Yağmur, her dosyaya özel stratejik bir bakış açısıyla yaklaşır. Gerek dava takibi gerekse danışmanlık hizmetlerinde şeffaflık, ulaşılabilirlik ve çözüm odaklılık esas alınır. Küçükçekmece’de bulunan hukuk bürosunda hem yerli hem de yabancı müvekkillere hizmet sunan Av. Gökhan Yağmur, hukuki sürecin her aşamasında müvekkillerine etkin destek sağlar. Güncel mevzuatı ve Yargıtay içtihatlarını yakından takip ederek her zaman en doğru, en etkili hukuki yaklaşımı benimsemeyi amaçlar. Av. Gökhan Yağmur, sadece bir dava avukatı değil; aynı zamanda müvekkilleriyle uzun soluklu güven ilişkileri kuran bir hukuk danışmanıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu