Yargıtay Kararları

Kira Sözleşmesinin Feshi ve Emsal Kira Araştırması: 9. Hukuk Dairesi 2025/10455 K.

Bu yazıda kira sözleşmesinin feshi konusuna ilişkin bir Yargıtay kararı kısa notlar halinde incelenmektedir.

Karar Bilgileri

  • Daire: 9. Hukuk Dairesi
  • Esas No: 2025/7807
  • Karar No: 2025/10455
  • Karar Tarihi: 29.12.2025

Uyuşmazlığın Özeti

İNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

Yargıtay’ın Değerlendirmesi

esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının ücretinin 1.800,00 USD olduğunu, temel ücretin bordrolara göre kabul edilmesinin hatalı olduğunu, 2. Davalı tarafından sunulan ücret bordrolarının hileli olduğunu, bordroda yer alan fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin davacının temel ücreti olduğunu, bu nedenle bu alacakların reddinin de hatalı olduğunu, 3. Davalı tarafından sunulan "kıdem ihbar tahakkuku" ve "ibraname"nin baskı altında imzalatıldığını ve işbu belgelerde belirtilen tutarların ödenmediğini 4. Davacının iş sözleşmesinin zorlayıcı sebeple değil iş bitimi sebebiyle feshedildiğini ileri sürmüştür. B.

Kararın Sonucu

erle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar

Uygulamadaki Önemi

Karar, kira sözleşmesinin feshi bakımından tarafların iddia, savunma ve ispat yükünü somut olay üzerinden değerlendirmesi nedeniyle uygulamada dikkate alınabilecek niteliktedir.

Kararın Tam Metni

9. Hukuk Dairesi         2025/7807 E.  ,  2025/10455 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: … Bölge Adliye Mahkemesi

33. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2025/626 E., 2025/1365

K. İLK DERECE

MAHKEMESİ:

86. İş Mahkemesi

SAYISI: 2024/21 E., 2024/89

K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yurt dışı şantiyelerinde elektrik ustası olarak 24.07.2018 – 10.04.2020 tarihleri arasında kesintisiz şekilde çalıştığını, müvekkilinin aylık net ücretinin 1.800,00 USD olduğunu, ücretin 200,00 USD'sinin elden geri kalan kısmın bankadan ödendiğini, konaklama, günde üç öğün yemek ve kahvaltının davalı işverenlikçe karşılandığını, iş sözleşmesinin hiçbir gerekçe gösterilmeden haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, haftanın 7 günü 07.00'de işe başlayıp 18.00'e kadar çalışan ve iş yoğunluğuna göre çalışması 23.00'e kadar süren davacıya fazla çalışma ile hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini, ulusal bayram ve genel tatillerin tamamında çalışan davacıya bu günlere ilişkin ücretlerin ödenmediğini ve yıllık izinleri kullandırılmayan davacıya yıllık ücretli izin karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 24.07.2018-10.04.2020 tarihleri arasında Suudi Arabistan'ın Taif şehrinde müvekkilinin yapımını üstlendiği hastane inşaat işlerinde net 4,50 USD/saat ücretle elektrik ustası olarak istihdam edildiğini, pandemi nedeniyle Suudi Arabistan'a girişlerin yasaklanması ve vize işlemlerinin durdurulması nedeniyle davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/III hükmü uyarınca zorlayıcı sebeplerle feshedildiğini, davacının aylık net 1.800,00 USD ücretle çalıştığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının ödenmemiş ücret, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil günü ücret alacağı bulunmadığını, davacının hizmet süresince mevzuata uygun olarak yıllık izinlerini kullandığını, iş sözleşmesinin feshinden sonra davacıya kıdem tazminatlarının ödendiğini, iş sözleşmesi zorlayıcı sebepler nedeniyle feshedildiğinden davacının ihbar tazminatına hak kazanamayacağını, imzaladığı ibranameden görüleceği üzere davacının herhangi bir işçilik alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesinin pandemi nedeniyle feshedildiğinin uyuşmazlık konusu olmadığı, salgının zorunluluk hâli kapsamında olduğu, Yargıtay içtihatları uyarınca zorlayıcı nedenlere dayanan fesihlerde işverenin bildirim şartına uyma veya ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmamakla birlikte kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği, davacıya yapılan kıdem tazminatı ödemesinin bilirkişi raporunda hesaplanan tutardan mahsubu sonucu bakiye kıdem tazminatının bulunmadığı, davacının yıllık izinlerini kullandığı ve bakiye ücret alacağını bulunmadığı, ücret bordrolarının imzalı ve ihtirazı kayıtsız olup fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkuklarını içerdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde;

1.

Davacının ücretinin 1.800,00 USD olduğunu, temel ücretin bordrolara göre kabul edilmesinin hatalı olduğunu,

2.

Davalı tarafından sunulan ücret bordrolarının hileli olduğunu, bordroda yer alan fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin davacının temel ücreti olduğunu, bu nedenle bu alacakların reddinin de hatalı olduğunu,

3.

Davalı tarafından sunulan "kıdem ihbar tahakkuku" ve "ibraname"nin baskı altında imzalatıldığını ve işbu belgelerde belirtilen tutarların ödenmediğini

4.

Davacının iş sözleşmesinin zorlayıcı sebeple değil iş bitimi sebebiyle feshedildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, davacının ücretinin miktarı ile kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesabına ilişkindir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

1.

Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.

Taraflar arasında davacının aylık ücret miktarı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispat ve hesaplanması hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır.

Ücret bordrosundaki ücretin, davacının gerçek ücret miktarını yansıtmadığının anlaşılması hâlinde, bordroların imzalı ve imzasız oluşuna göre bir ayrım yapılması gerekmektedir.

Bu hâlde imzalı bordroda yer alan fazla çalışma saati davacıyı bağlayacağından, davacı bordrodaki süreden daha fazla süre ile çalıştığını ancak yazılı bir delil ile ispat edebilir.

Davacının imzalı bordrodaki süreden daha fazla çalıştığını yazılı delil ile ispat etmesi hâlinde, bordroda ödendiği belirtilen fazla çalışma ücreti davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanan alacaklardan mahsup edilir.

İmzalı bordrodaki fazla çalışma süresinden daha fazla çalışma yapıldığının yazılı kayıtlar ile ispat edilememesi durumunda, bordrodaki fazla çalışma saati ile bağlı kalınarak değerlendirme yapılır.

Yani bordrodaki fazla çalışma süresinin işçinin gerçek fazla çalışma süresini yansıttığı, ancak karşılığı olan ücretin gerçek fazla çalışma ücretini yansıtmadığı kabul edilir.

Davacının bordrodaki fazla çalışma süresinin karşılığı olan fazla çalışma ücreti gerçek ücret miktarı üzerinden yeniden hesaplanır.

Bu hâlde de bordrodaki tahakkuk miktarı hesaplanan alacaktan mahsup edilir.

Ücret bordrosunun imzasız olması hâlinde ise davacının bordroda görünen fazla çalışma süresinden daha fazla çalıştığını tanık delili dâhil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür.

Bu durumda ispat edilen fazla çalışma ücretinin davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğinde tereddüt olmamalıdır.

Ayrıca hesaplanan bu alacaklardan bordroda tahakkuk eden ve ödendiği banka kayıtları ile sabit olan miktarın mahsubu gerektiği de göz ardı edilmemelidir.

Bordro hilesinin söz konusu olduğu hâllerde, bordrodaki tahakkukların (fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi) aslında gerçekte bu çalışmaların karşılığı olan ücretler olmadığı, işçinin temel ücretinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

Bu durumda işverenin kayıtlarında hileli bir işlemin varlığı kabul edildiğinden, ücret bordrosunun imzalı veya imzasız olması sonucu etkilemez.

Bu kabulün sonucu ise bordroda "fazla çalışma", "hafta tatili", "ulusal bayram ve genel tatil ücreti" gibi adlarla gösterilen ancak temel ücrete dâhil olduğu kabul edilen ödemelerin gerçekte fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının karşılığı olarak dikkate alınmamalarıdır.

Bir diğer ifade ile bordro hilesinde bordroda ücret olarak gösterilen miktar ile fazla çalışma ve/veya hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ödemelerinin toplamı gerçek ücreti yansıttığından fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışmasının varlığı her türlü delille ispatlanabilir.

Ancak bordrodaki fazla çalışma saati, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısı, diğer delil veya olgularla desteklenmediği sürece tek başına ispat aracı olarak kabul edilemez.

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki bu husus, davacı ile menfaat birliği içindeki tanıkların beyanlarına itibar edilmesini gerektiren bir olgu olarak değerlendirilebilir.

Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispatlanması hâlinde, hileli bordroda gösterilen fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti adı altındaki ödemelerin hesaplanan miktardan mahsup edilmesi de söz konusu değildir.

Dosya kapsamında bulunan ücret bordroları incelendiğinde; bordrolarda ücretin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahakkukları ve bunun yanında ek ödeme adı altında ödemelerle, sonuç olarak davacının gerçek ücretine tamamlandığı ve bordroda "fazla çalışma", "hafta tatili", "ulusal bayram ve genel tatil" adı altındaki tahakkukların gerçekte bu ödemeleri yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Dosya içinde yer alan ve davalı tarafından sunulmuş "ödeme makbuzu" başlıklı belgeler ile davacı tanığı … 'nün beyanı, emsal ücret araştırması ve banka yoluyla yapılan ödemeler dikkate alındığında davacının 1.800,00 USD ücret aldığını ispat ettiğinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile davacının ücretinin ücret bordrolarındaki miktar olduğunun kabulü hatalı olmuştur. Şu hâlde somut olayda ücret bordrolarının hileli olduğu kabul edilerek davacının ücretinin 1.800,00 USD olduğu kabul edilmeli, hesaplamalar belirtilen ücret miktarına göre yeniden yapılmalıdır.

3.

Diğer taraftan, dosya kapsamında yer alan "Kıdem ihbar tahakkuku" ve "İbraname" başlıklı belgelere göre ödendiği belirtilen kıdem tazminatı miktarı, hesaplanan kıdem tazminatından mahsup edilerek hüküm kurulmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki 13.04.2020 tarihli ibraname, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420/2 hükmünde yer alan şartları taşımamaktadır. "Kıdem ihbar tahakkuku" başlıklı belgenin ise davacı tarafça imzalanmamış olduğu görülmektedir.

Söz konusu tahakkuklara ilişkin banka aracılığıyla yapılmış herhangi bir ödeme belgesinin de dosya kapsamına yansımamış olması karşısında, bu belgedeki miktarın ödendiği kabul edilerek mahsubu hatalı olmuştur.

Belirtilen sebeple; gerekirse davacı asılın bu belgelere yönelik beyanı alınmalı, varılacak sonuca göre söz konusu alacağın mevcudiyeti ve miktarı incelenmelidir.

Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.

Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Not: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki danışmanlık alınmalıdır.

Av. Gökhan Yağmur

Avukat Gökhan Yağmur, bireylerin ve şirketlerin hukuki sorunlarına çözüm üretmek amacıyla faaliyet gösteren, dinamik ve deneyimli bir hukukçudur. İstanbul Barosu’na kayıtlı olan Av. Gökhan Yağmur, özellikle ceza hukuku, aile hukuku, iş hukuku, icra ve iflas hukuku, ticaret hukuku ve gayrimenkul hukuku alanlarında geniş bir dava pratiğine sahiptir. Mesleki kariyerine başladığı günden bu yana müvekkillerinin hak ve menfaatlerini titizlikle korumayı ilke edinen Gökhan Yağmur, her dosyaya özel stratejik bir bakış açısıyla yaklaşır. Gerek dava takibi gerekse danışmanlık hizmetlerinde şeffaflık, ulaşılabilirlik ve çözüm odaklılık esas alınır. Küçükçekmece’de bulunan hukuk bürosunda hem yerli hem de yabancı müvekkillere hizmet sunan Av. Gökhan Yağmur, hukuki sürecin her aşamasında müvekkillerine etkin destek sağlar. Güncel mevzuatı ve Yargıtay içtihatlarını yakından takip ederek her zaman en doğru, en etkili hukuki yaklaşımı benimsemeyi amaçlar. Av. Gökhan Yağmur, sadece bir dava avukatı değil; aynı zamanda müvekkilleriyle uzun soluklu güven ilişkileri kuran bir hukuk danışmanıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu