Boşanma Davasında Kusur Değerlendirmesi ve Ziynet Alacağında İspat: 2. Hukuk Dairesi 2025/12027 K.
Bu yazıda boşanma davasında yargıtay değerlendirmesi konusuna ilişkin bir Yargıtay kararı kısa notlar halinde incelenmektedir.
Karar Bilgileri
- Daire: 2. Hukuk Dairesi
- Esas No: 2024/8133
- Karar No: 2025/12027
- Karar Tarihi: 25.12.2025
Uyuşmazlığın Özeti
RÜ : Katılma ve Ziynet Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Aile Mahkemesi SAYISI : 2014/346 E., 2023/653 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından asıl dava yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından ise asıl ve karşı dava yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.
Yargıtay’ın Değerlendirmesi
öre, davacı-davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b. Davacı-davalı kadın vekilinin davanın türüne yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 inci maddesinin birinci fıkrasında belirsiz alacak davası "… Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. …" şeklinde düzenlenmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır.
Kararın Sonucu
ebeplerle; A. Asıl Dava Yönünden 1. Davalı-davacı erkek vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının (2.b.) nolu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 3. Davacı-davalı kadın vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine, B. Karşı Dava Yönünden 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının (3.b.) nolu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, 2.
Uygulamadaki Önemi
Karar, boşanma davasında yargıtay değerlendirmesi bakımından tarafların iddia, savunma ve ispat yükünü somut olay üzerinden değerlendirmesi nedeniyle uygulamada dikkate alınabilecek niteliktedir.
Kararın Tam Metni
2. Hukuk Dairesi 2024/8133 E. , 2025/12027 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
42. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/410 E., 2024/835
K.
DAVA TÜRÜ: Katılma ve Ziynet Alacağı
İLK DERECE
MAHKEMESİ: İstanbul
4. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2014/346 E., 2023/653
K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından asıl dava yönünden; davalı-davacı erkek vekili tarafından ise asıl ve karşı dava yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.
Davalı-davacı erkek vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin incelemesinde;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre, asıl davada davalı-davacı erkek aleyhine tespit edilen (353.230,00 TL), hükmedilen (123.846,75 TL) ve temyize konu edilen alacak miktarı (353.230,00 TL) Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı-davacı erkek vekilinin asıl dava yönünden temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
2.
Davacı-davalı kadın vekilinin asıl davaya temyiz itirazlarının incelemesinde;
a. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı-davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b. Davacı-davalı kadın vekilinin davanın türüne yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107 inci maddesinin birinci fıkrasında belirsiz alacak davası "… Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. …" şeklinde düzenlenmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez. Belirsiz alacak davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumundadır.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında da, belirsiz alacak davası açılabilen durumlarda, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceği belirtilmiştir.
Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir.
Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır.
Oysa, baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez.
Bu sebeple, belirsiz alacak davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir.
Davacı, sınırlama ve yasağa tabi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir.
Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır.
Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; somut olayda, davanın 14.06.2012 tarihinde açıldığı, davacı-davalı kadın vekilinin dava dilekçesinde, mal rejiminin tasfiyesi yönünden 30.000,00 TL harca değer esas değer gösterilerek '…Davalıdan evlilik birliği içinde edinilmiş bulunan ve bir kısmını eşinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak satmış olduğu taşınmazların 1/2 sini katılım payı alacağı (mal rejiminin tasfiyesi gereği) olarak …'' talep ve dava ettiği, başlangıçta gösterilen dava değeri üzerinden nispi peşin harcı ve başvurma harcı yatırıldığı, davacı-davalı kadın vekilinin mal rejiminin tasfiyesi yönünden talep miktarını 30.01.2023 tarihli dilekçesi ile 123.846,75 TL'ye, 14.10.2023 tarihli dilekçesi ile de 329.525,00 TL'ye yükselttiği anlaşılmaktadır. Belirsiz alacak davası, yukarıda belirtildiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle kabul edilmiştir. Bu durumda, davacı-davalının dava dilekçesindeki anlatımlarıyla alacağını dava açtığı sırada belirleyemediği, ancak delillerin toplanması ya da bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da hâkimin takdiri ile belirlenebilir hale gelebileceği anlaşılmakla; bu nedenlerle eldeki davanın açıldığı tarihte Hukuk Muhakemeleri Kanunu da yürürlükte olduğuna göre, belirsiz alacak davası ile ilgili hükümlerin uygulanması gerekir. Dava, katılma alacağı isteğine ilişkin olup belirsiz alacak davası niteliğinde de olduğundan davacı-davalı tarafça sunulan 30.01.2023 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi değil, talep açıklama dilekçesi olduğu, 14.10.2023 tarihli dilekçenin ilk ıslah dilekçesi olduğu kabul edilmelidir. O halde, Mahkemece, hatalı nitelendirmeyle 14.10.2023 tarihli dilekçesiyle artırılan miktar ikinci ıslah kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerekirmiştir.
3.
Davalı-davacı erkek vekilinin karşı davaya yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
a. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı-davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. b. Davalı-davacı erkek vekilinin Kağıthane'deki 68 35… parsel 31 nolu meskene yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde; 6098 sayılı Kanun'un 285 inci maddesinde bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın mal varlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla mal varlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Murat Aydoğdu, Nalan Kahveci, Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir, 2013, s.344; Cevdet Yavuz, Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul, Altıncı Baskı, 2002, s.222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli (örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (6098 sayılı Kanun md. 285/3). Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır. Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir. Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (M. Alper Gümüş, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C.I, İstanbul, Üçüncü Baskı, 2013, s.205; Zafer Zeytin, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara, İkinci Baskı, 2008, s.144). Somut olayda; eşler, 04.05.1979 tarihinde evlenmiş, 14.06.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 25.06.2015 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK md. 225/2). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı Kanun md. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Kanun md. 10, TMK md. 202/1). Tasfiyeye konu 68 35… parsel 31 nolu mesken eşler arasında mal ayrılığının rejiminin geçerli olduğu 12.06.1996 tarihinde Fatma adına satış nedeniyle tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 sayılı Kanun md. 179). Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler kapsamında 68 35… parsel 31 nolu mesken yönünden somut olay değerlendirildiğinde; Dairemizin uygulamalarına göre, duraksamaya yer vermeyecek şekilde bağış iradesinin ortaya koyacak beyan ve davranış yoksa, salt davalı-davacı erkek tarafından bedeli ödenerek malların davacı-davalı kadın adına tescil edilmesi işlemi, tek başına bağış olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Bu itibarla eldeki davada, dava ve cevap dilekçesindeki beyanların bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, esasen beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, taşınmazın davacı-davalı eş adına tescil edildiği anlaşılmakla, talep uyarınca iddia ve savunma çerçevesinde mal rejiminin tasfiyesi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu yön gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Asıl Dava Yönünden
1.
Davalı-davacı erkek vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2.
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının (2.b.) nolu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA,
3.
Davacı-davalı kadın vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
B. Karşı Dava Yönünden
1.
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının (3.b.) nolu bentte açıklanan sebeplerle BOZULMASINA,
2.
Davalı-davacı erkek vekilinin bozma kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Not: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut uyuşmazlıklar için hukuki danışmanlık alınmalıdır.